‎أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۖ مَا يَكُونُ مِن نَّجْوَىٰ ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا أَدْنَىٰ مِن ذَٰلِكَ وَلَا أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ۖ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
“Allah’ın gökte ve yerde olan her şeyi bildiğinden haberin yok mu? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüleri kesinlikle O’dur. Beş kişinin, O altıncısıdır. Bundan az veya çok olsunlar ve nerede olurlarsa olsunlar O, kesinlikle onlarla beraberdir. Sonra Kıyamet Günü, yaptıkları şeyleri onlara haber verecektir. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi En İyi Bilen’dir” (Mücadele/7)

Bu ayeti celileyi ilim ile başlayıp ilim ile bittiği için alimler ilim ayeti diye isimlendirmiştir.

‎ بل يعلم ويسمع ويرى
‎دبيب النملة السوداء،
‎ على الصخرة السوداء
‎ في الليلة الظلماء،
‎ ويعلم ما في البر وما في البحر
‎، وما تسقط من ورقة إلاَّ يعلمها،

Hz. Sevban bildirdiğine göre Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam şöyle buyurmuştur:
‎لأعلمنَّ أقواماً من أمتي يومَ القيامةِ يأتون بحسناتٍ كأمثالِ الجبال بيضاً، يجعلُها اللهُ هباءً منثوراً)،
“Ümmetimden bir kısım insanları bilirim ki, Kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde bembeyaz (tertemiz) hayırlarla gelirler. Aziz ve celil olan Allah Teâla Hazretleri o sevapları saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez).”

‎قال ثوبان: صفهم لنا، جلّهم لنا أن لا نكون منهم يا رسول الله؟
Sevban radıyallahu anh dedi ki:
“Ey Allah’ın Resülü! Onları bize tavsif et, durumlarını açıkla da, bilmeyerek biz de onlardan olmayalım!”

‎قال: ((أما إنهم إخوانُكم ومن جلدتِكم ويأخذون من الليلِ كما تأخذون، لكنهم إذا خلوا بمحارمِ اللهِ انتهكوها

“Onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aldığınız gibi onlar da gece (ibadetin)den nasiplerini alırlar. Ancak onlar, Allah’ın yasaklarıyla tenhâda baş başa kalınca, o yasakları ihlâl ederler, çiğnerler.” (İbn Mace)

Bâyezid-i Bistâmî hazretlerine ‘Arif isyan eder mi?’ diye sordular;
‎وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَرًا مَّقْدُورًا
Allah’ın emri, kesinleşmiş bir yazgıdır.(Ahzab 38)
‎âyeti ile cevap verdi.

İşte bunun şuurunda olan arifler değil günah işlemekten korkmak yaptıkları güzel amelleri bile kabule şayan olmaz korkusuyla yaparlar.

‎وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ
“Ve onlar ki Rablerinin huzuruna döneceklerine inandıklarından, verdikleri hayır ve sadakaları kalpleri korku ile ürpererek verirler…”(Mü’minûn Suresi 60)

EŞREF SATTİR BU SAAT, SIDK İLE DUA EDELİM RABBİMİZE KENDİMİZ VE TÜM ÜMMET ADINA

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Şüphesiz ki sözde ve işde sıdk(doğruluk) hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir.” (Buhari)

Bayezid-i Bistami Kaddesellahü Sirrah buyurur:
“Bence İsm-i A’zam tesiri yapacak bir şey varsa, şüphesiz o da sıdktır; sadâkatle hangi isim okunsa, o İsm-i A’zam olur.”
Allah’ım yapacağımız duamızı sıdk ile yapılan dualara ilhak edip kabul eyle. Amin!

“Es’elullah Teala en yünkazana minel gafleh, ve yakbele minna ma kâne salihan, Ve yüsliha minna ma kâne fasida “
(Allah Teala’dan bizi gafletten kurtarmasını, yaptığımız salih amelleri kabul etmesini fasid(bozuk) amellerimizide ıslah etmesini(düzeltmesini) isterim.)

Allahım “La havle ve kuvvete illa billahil aliyyil azim “(Kötülükten iyiliğe dönüş, iyilikte muvaffak olmak ancak yüce, azim olan Allah iledir) tesbihatı ile senden diliyoruz zahiri ve batıni manada tüm bozuk hallerimizi en iyi hale tebdil eyle, sevdiğin hallerimiz var ise onlarda da bizlere sebat ver.” Amin!

MEVZU İLE ALAKALI BİR KAÇ AYET-İ CELİLE
‎يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ
‎ بِهِ عِلْمًا}[طـه: 110].
‎ {لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ}
‎[سبأ: 3]. وهو السميع البصير، العليم ا
‎، {وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى}
‎[طـه: 7].
‎كما قال تعالى
‎: {وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ}[الأنعام: 59]. قال تعالى:
‎{يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ}[التغابن: 4].
‎ووقَالَ اللَّه تعالى: {الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ}[الشعراء
: {وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ}[الحديد: 4].
، {يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ}[غافر: 19].