Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
| Mehmet Akif Ersoy

Kurtuba-Endülüs’lü Müfessir İmam-ı Kurtubi buyurur ki:
“Allah selefimizden razı olsun. Onlar şöyle derdi:
“Şayet bir şeye karşı (illa) lakayd olacaksan (onunla oynayacaksan) bu asla Din’iniz olmasın”
Post-modern dönem Din’e bakışımızı da parçalıyor-lakayd kılıyor. Değerlerimizden uzaklaştırıyor. Bu çok tehlikeli, vahim bir durum.
Buyrun bir misal:
75 gün önce bir genç hanım bir kadına çarptı kadın yerde aldığı darbeyle ağır yaralanmış yerde yatıyordu genç sürücü çarptığı kimsenin yanına gidip müdahale etmesi gerekirken hiç oralı bile olmadı o arabasındaki hasarı kontrol etti morali bozuldu, yanında bulunan babasına “Baba bak arabamı ne hale getirdi” diyerek hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Çarptığı hanım 75 gündür komada idi dün vefat etti!
İşte olay tam tamına böyle oldu. İnsanın inanası gelmiyor ama gerçek bu. Toplumun bilhassa gençlerin iç alemlerinin dışa vurumu belkide.
Mesela:
“ve anneme saygılı olmayı emretti”
(Meryem Sûresi /32) buyurur Kur’an sevgiyle birlikte saygı ister anneye, babaya ve dahi tüm insanlığa.
Peki en yakınından başlayan bu değer yargısı gidince ne olur? Ortalık karışır.

“Her kim katılık ve başarısında eksiklik hissederse annesi ile olan ilişkisini gözden geçirsin.” Der, M.Râtib en-Nablusî.

Eşyalar insanlar için vardır. İnsan insanları sevecek, onlara değer vereceksen eşyaları sevdi insanlardan çok eşyaları, maddiyatı sevdi ve işte o zaman olan oldu.

“Ey Ebû Zer! Beyaz kadının oğlunun, kara kadının oğluna bir üstünlüğü yoktur.”

Ebu Zer, söylediği sözün vehametini çoktan anlamış olarak, başını yere kumların üzerine koymuş, sonra şöyle söylemiş:
-Bilal, bu başın üzerine ayaklarıyla basmadan başımı yerden kaldırmayacağım.”

Bilal, bunu yapmamış, kolundan tutmuş Ebu Zer’in ve ayağa kaldırmış. Resûlullah’ın huzurunda aşkla kucaklaşmışlar.

Pekiya şimdi?

Müslümanlar, zamâne yatlı oldu,
Helâl yenmez, haram kıymetli oldu.
Okuyan Kur’ân’a kulak tutulmaz,
Şeytanlar semirdi, kuvvetli oldu. (Yûnus Emre)

Mâlik b. Dinar Kaddesellahü Sirrahu buyuruyor:
“Şu zamanlarda insanların kardeşliği, bazı beceriksiz aşçıların çorbasına benzedi. Kokusu güzel, fakat tadı yok.”

Dahası var :
“Yaman çelişkiler çağı
Okuma ve anlayış azalırken ilim(kitaplar) artıyor,namaz kitapları artarken namaz azalıyor,gelirler giderek azalırken tüketim eğilimi giderek artıyor,daireler küçülürken mobilya ölçüleri büyüyor,göbekler büyürken elbise kalıpları küçülüyor.”(Bedri Gencer)

SURİYELİ KARDEŞLERİNE SAHİP ÇIK!
Bugün Türkiye’de Lgbt’lilere “mavi boncuk ve gülücük” dağıtır
‘Suriyeliler Defolsun’diyenler var.

1938 yılına kadar Hatay da Suriye toprağıydı. 1918 yılına kadar Halep Vatandı. Aramızdaki sınırları bizler çizmedik. Eğer Hatay Anavatana katılmasaydı bugün sokaklarda Suriyelileri linç edenler Hataylıları da linç ediyor olacaklardı. Dün Suriye yoktu Şam vilayeti vardı.

Tarihimizi köklerimizi unuttuk Nureddin Zengiyi, Alparslan’ı Halep’i, Musul’u, Kerkük’ü, Bağdad’ı, Şam’ı unuttuk. Ecdadın kanlarıyla sulanmış toprakları unuttuk. En önemlisi kardeş olduğumuzu ortak bir mirası paylaştığımızı unuttuk. Dipsiz bir nefret çukurunda debeleniyoruz

“Allah’ım, merhametsizleri bize (ve kardeşletimize) musallat etme.”
(Tirmizi)